Eğitim, Hayata Dair, Kişisel Gelişim, Makale

TEOG, Öğretmenler Günü ve Kitaplar

grayscale photo of man lecturing children
Photo by Andrii Nikolaienko on Pexels.com

Geçtiğimiz günlerde kalkan TEOG (TEMEL EĞİTİMDEN ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ) sınavının yerine yapılacak sınavda sorulacak örnek sorular yayınlandı ben de biraz inceledim açıkçası ve soru tarzlarını incelediğim kadarıyla beğendim.

Şimdi gelen yeni sistem bizim zamanımızda ki ortaokul son sınıfta iken isteyen öğrencilerin girdiği fen lisesi/kolej sınavlarına benzeyen bir sistem.

Ama şu bir gerçek ki; sınav sistemleri iyi öğrencinin tespitini yapmaktan daha fazlasını maalesef yapamıyor. Peki sınav sistemlerine göre iyi olmayan (!) öğrencileri ne yapacağız?

bu yazının da ana konusu olarak ifade etmek istediğim asıl mesele “toplumsal olarak entellektüel geri kalmışlığımız”.

Evet beni bu yazıyı yazmama iten neden, TEOG sınavı ve Öğretmenler Günü vesilesiyle zihin dünyamda TT (Trend Topic) olan “Toplumsal Olarak Entellektüel Geri Kalmışlığımız” konusu oldu.

Toplumsal Olarak Entellektüel Geri Kalmışlığımız konusunu bir kaç başlıkta ele almaya çalışacağım;

  1. Zihinsel Tembelliğin En Temel Göstergesi : Kitap Okumamak
  2. Öğretmenlere (Öğretmenlik Mesleğine) Hakedilen Değeri Vermemek
  3. İtibar algısının İlim/Bilim düzleminden Zenginlik/Ticaret düzlemine aşırı kaymış olması

1. Zihinsel Tembelliğin En Temel Göstergesi : Kitap Okumamak

Okumanın bilinmediği zamanlarda insanlar maksatlarını, mesajlarını şifahi (konuşma) yollarla muhataplarına iletirdi. Toplumlar kalabalıklaştıkça artık bu sözlü yöntemler geçerliliğini kaybedip yerini yazılı yöntemlere bıraktı.

Farklı iddialar olmakla birlikte yaygın olan kabüle göre M.Ö 3500-3200 yıllarında Sümerler tarafından bulunan yazı ile birlikte insanoğlunun hayatı ciddi bir kırılım geçirmiş ve artık bilmenin / öğrenmenin temelini okuma oluşturmaya başlamıştır.

Artık okuma eylemi insanoğlunun yeryüzündeki yolculuğunda her geçen gün gittikçe artan derecede önemli bilgi edinme yolu olmaya başlamıştır. Günümüz Bilgi Çağında ise bilginin %80’ini okuyarak yada görerek elde etmekteyiz.

Meseleyi fazla dağıtmadan ve güncel tecrübelerimiz ışığında kendi toplumumuza baktığımızda “okuma alışkanlıkları” konusunda ne durumdayız ve bu mevcut durum bizi nasıl etkiliyor ?

Okuma alışkanlığı ile ilgili yazılarda diğer toplumlarla Türk toplumunu kıyaslayıcı işte Almanlar senede şu kadar, Japonlar bu kadar kitap okuyor şeklinde istatistiki bilgiler veriliyor ve maalesef bu tarz istatistiklerde hiç iyi olmadığımızı görüyoruz.

Bu oku(ya)mama durumunun temelini teşkil ettiği, zihni tembelleşmiş bir toplumun düşünemediğini, düşünemeyen bir toplumun olayları doğru analiz edemediğini ve bırakın uzun vadeli stratejiler yapmayı orta vadeli planlar bile yapmaktan aciz, anlık/günlük tepkiler üzerinden oluşturduğu bir yaşam döngüsü olduğunu maalesef birçok alanda görüyoruz.

2. Öğretmenlere (Öğretmenlik Mesleğine) Hakedilen Değeri Vermemek

İşte böylesi okumayan ve okumakla arası pek iyi olmayan toplumlarda maalesef asıl bu derdin dermanı konumunda bulunması gereken eğitimcilerin, öğretmenlerin, münevverlerin de pek değeri olmuyor.

Öğretmenlere ne devlet değer verir, ne de toplum. Bir süre sonra bu değer vermeme hali  tavuk yumurta ilişkisine döner ve toplumun kaymak tabakası olan zeki çocukları öğretmen olmak istemezler ve bu kadar önemli bir iş daha vasat bir kesimin eline kalır.

Tarih boyunca eğitime/öğretime değer veren toplumların üst liglerde top koşturması, aksini yapan ülkelerin alt kümelerde birbirini yemesi bir hakikat iken maalesef realitelere karşı gelmek don kişotluktan başka bir şey değil.

Tabii olarak bu yaşama tarzı bir süre sonra toplumun sosyal dokusunun, kültürünün bir parçası olur ve o toplum içerisinde doğan yeni nesil, içinde neşet ettiği toplumun değer yargıları ile hayata bakmaya başlar ve eğitimin, okumanın çokta makbul bir şey olmadığı ön kabülüyle hayatına şekil verir ve bu böyle süre gider.

3. İtibar algısının İlim/Bilim düzleminden Zenginlik/Ticaret düzlemine aşırı kaymış olması

İşte bu yaşam tarzı en nihayetinde yaşama amacını sadece para kazanma ve itibar algısını da sadece zengin olma zemininde bulan bir fasit daireye dönüşür. Toplum içerisinde zengin insanlar oluşur ama bu zenginlik topluma katma değer katan, kendisinden sonraki nesiller için de daha güzel bir dünya bırakmak için değil kısa süreli bir haz aracı olmaktan öteye geçemez. Zira entellektüel temeli olmayan zenginlikler çer çöp yığınlarına benzer, içi boştur, alev aldığı zaman bir anda çabuk tutuşur alevler yükselir ama bir o kadar hızlı bir şekilde söner (örn: saman alevi), sizi ısıtmaz. Aynen öyle de dikkat edilirse belirli bir entellektüel temeli olmayan zenginliklerin topluma bir faydası olmadığı görülecektir.

Peki bu kadar yazdıktan sonra bunun çözümü nedir?

Bu makaleyi daha geniş bir zamanda biraz daha kapsamlı hale getirmeyi düşünüyorum ama kısaca ana çözüm fikrini kendimce ifade edeyim şimdilik.

Tarihe dikkatle bakılırsa toplumsal değişim dinamiklerinin maalesef neredeyse tamamının acı tecrübelerden sonra harekete geçtiğini görürüz. Ve yine maalesef bu acı tecrübelerden ders çıkarmayan toplumlar aynı/benzer  acıları/sıkıntıları tekrar tekrar yaşamaktadır  (örn: Tarihin tekerrür etmesi meselesi).

Peki böyle olmak zorunda mıdır? Pek tabi ki hayır.

İnsanın bireysel yaşamında karar alan, plan yapan ve bunları uygulama iradesi gösteren organı nasıl beyinse aynen öyle de toplumların beyni konumunda bulunan, bizimde dilimize yerleşen “Devlet Aklı”dır.

Devlet Aklı yönetiminden sorumlu olduğu toplum için stratejik kararları alması, planları yapması ve hatta bazen toplumun bazı kesimlerinin isteklerine ters bile olsa o kararları uygulaması gerekir. Mesela sigara yasağı, ilk yasak uygulanmaya başladığında yanlış hatırlamıyorsam 1996-97’lerdi. O zamana kadar toplu taşıma araçlarında sigara içilirdi. Ama Devlet Aklı bunun toplum sağlığı açısından zararlı olduğunu gördü, bir karar aldı ve bunu uyguladı. Eminim ki o dönem ve hatta halen bile vardır sigara içenler bu karara hiç sevinmediler ama Devlet Aklı bazen topluma rağmen bir şeyleri yapabilen bir güçtür, iradedir.

Bu tanımı yapıp örneği verdikten sonra diyeceğim şudur ki; Toplumlar illa da acı deneyimlerle değişmek zorunda değildir. Devlet Aklı oturup, akl-ı selim ile çalışır, düşünür ve kapsamlı bir Stratejik Toplumsal Değişim ve Gelişim Planı hazırlar ise toplumlar acı tecrübeler, ağır bedeller ödemeden de değişimi başarabilirler.

Benim hep ifade ettiğim bir söz vardır; Devlet Aklı lokomotif, toplum ise vagonlar gibidir. Devlet Aklı nereye giderse toplum da oraya gider.

Bu nedenle bu “Zihni Tembelliğimizi” aşma meselesinde  Devlet Aklımızın acilen devreye girmesi ve sağlıklı bir plan yapması gerekmektedir.

Aksi takdirde çarkı felek dönmeye devam ediyor, vazifelerini yerine getirmeyen toplumlara mutlaka bedel ödeme sırası gelecektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s